Müverrihûn Mikâil Bayram

Mikail Bayram ve Bir Sohbeti

Mikail Bayram ve Bir Sohbeti

30 Mayıs 2009 

Geçtiğimiz Çarşamba günü Prof. Dr. Mikail Bayram Hocanın bir sohbetine katıldım.

Mikail Bayram, Konya için bir övünçtür.

Konya ise onun kıymetini öldükten sonra bilecek gibi. Durum onu gösteriyor.

 Hoca, Mevlâna konusunda bazılarını ürküttüğü için sessizce ya da görmezden gelinerek linç edilmektedir. Oysa Konya, ona ne kadar teşekkür etse azdır.

Burası Konya; yani Selçuklu’nun başkenti. Mikail Bayram ise Selçuklu araştırmalarının bir numaralı ismidir. Yaşayan bir numaralı isimdir.

Onun kıymetini bilmiyoruz. Eğer bu kıymet bilinecekse bunu ilk bilen Konya olmalıdır.

Konya’da kimsenin bilmediği ve her hangi bir faaliyet yapıp yapmadığı belli olmayan bir Selçuklu Araştırmaları Merkezi vardır. Mikail Bayram ise başlı başına bir Selçuklu araştırmaları beynidir.

Günümüzde az bulunan ve yüzyıllar boyu Türk İslam âlimlerinin en büyük vasfı olan “birden çok ilme malik olma” vasfını beyninde barındıran bir âlimdir Mikail Hoca.

Mikail Bayram, İslam tarihinin içinde zikredebileceğimiz mezhepler tarihi, Selçuklu ve Osmanlı tarihinin yanında tefsir konusunda da geniş ilme sahip olan bir dehadır.

Mikail Bayram, en son sohbetlerinin birinde nasih ve mensuh konusuna değindi. Hani şu, “bir ayetin hükmünü başka bir ayetin kaldırması” iddiasına. Bu iddia günümüz Diyanetinde bile mevcut.

Mikail Hoca, bu iddianın aslında İsrailiyat olduğunu ifade etti. İlk dönem müfessirleriyle bu mülahazayı paylaştı.

 Yani hiçbir ayetin hükmü asla yürürlükten kalkmaz. Bu bir İsrailiyattır. Neshetme geleneğiYahudilikte olan bir gelenektir.

Yahudiler, Tevrat âlimlerine daha doğrusu müçtehitlerine “enbiya” (haber verenler) adını verirler. Bunlar Tevrat’taki birçok ayeti, hatta ilk gelen ayetleri “En son ayetler onları neshetti.” diye Tevrat’tan çıkarmışlardır. Bu gelenek sonraları İslam müfessirlerine geçmiş ve klasik bir görüş hâline gelmiştir.    

İslam’ın ilk tefsirlerine “telifü’l-Kur’an” (Kur’an’ın öncesine gitme, ilk anlaşıldığı şekli ile onu anlama) adı verilirdi. Sonraları bunlara tefsir adı verildi ki bu dönemde de neshetme geleneği başladı. Aslında müspet bir anlama sahip olan “telif” kelimesi tefsir ile birlikte “değiştirme” şeklinde menfi bir anlam aldı.

İlk dönem müfessirlerinden Isfahanlı Haccaç Bin Müslim, bu neshetme metodunun İsrailiyatolduğunu ifade etmiştir. Nasih ve mensuhu kabul etmek, Kur’an’dan şüphe uyandırabilir. Oysa Kur’an’ın ilk ayeti (Bakara Suresi’nin ilk ayeti) Kur’an’ın şüpheye mahal bırakmayacağını ifade eder.

Nesihçilerin delili olan “Allah bir ayetin hükmünü ondan daha hayırlısını indirmedikçe kaldırmaz.” mealindeki ayet, Tevrat ve İncil gibi kutsal kitapların Kur’an ile birlikte hükmen izale edildiğini beyan eder.

Günümüzde gayriislami kimselerin sormaya cüret ettiği “Sarhoşken namaz kılınır mı?” sualine en güzel cevap “Ne dediğinizi bilesiniz diye sarhoşken namaza yaklaşmayın!” ayetidir. Dolayısıyla Kur’an’daki bütün ayetlerin hükmü devam etmektedir. Kur’an Allah’ın koruması altındadır. Kimse onun bir harfini bile değiştiremedi ve değiştiremeyecektir.

Müşrikler Peygamber’imize gelerek “Biz senin dininin birazını kabul edelim sen de bizim dinimizin bir kısmını kabul et.” şeklinde bir çeşit eklektizmi teklif etmişlerdir. Bunun üzerine Kafirun Suresi nazil olmuştur. Bu sure ile “eklektize etme” men edilmiş ve “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” denilmiştir.

Diyalogdan kasıt “sentezleme” ve “taviz verme” ise kesinlikle batıldır.  

Mustafa Durdu

http://www.memleket.com.tr/mikail-bayram-ve-bir-sohbeti-9970yy.htm