Müverrihûn Mikâil Bayram

Mikail Bayram Hoca ve Sarâyî Dîvânı

Mikail Bayram hoca ve Sarâyî Dîvânı

17 Temmuz 2008 

Mikail Bayram hoca ve Sarâyî Dîvânı

 

“Ömür temmuz güneşinde kar gibidir”, der Şiraz’ın ölümsüz bülbülü Sadi. Tez erir biter. Temmuz güneşinde eriyip biten kara benzetilen ömür ve hayatı ölümsüz kılan, zamana ve asırlara karşı dağlar gibi dayanan ve direnen tek bir şey vardır; ölümsüz eser.

Temmuz sıcağının yakıp kavurduğu, hamları pişirip olgunlaştırdığı şu günlerde muhterem Üstad Prof. Dr. Mikail Bayram hocanın SARAYÎ DİVÂNI’nı yeniden dikkatle okudum. Gönlümüze özge serinlik ve ferahlık serpti. Bu gün kısa da olsa sohbetlerinin hayranı olduğumuz hocamız ve eserinden bahsedeceğim.

Mikail Bey, zor zamanlarda çelik çekirdeği kırarak kendini yetiştirmiş, ender hocalardan biridir. Eser ve sohbetlerinden öğrendiğimiz kadarı ile 1940 yılında Van’ın İran sınırında Saray ilçesinde küçük bir memur çocuğu olarak dünyaya gelir. İlkokulu bu hududdaki tarihi yerleşim yerinde okur. Saraya gelip meddahlık yapan âşıkların asırların zengin birikimi şiir, hikâye ve sözlerini su gibi içerek dinler. Ayrıca eski bir geleneğin devamı uzun kış geceleri belli evlerde Ahmediye, Muhammediye ve Envarü’l-Âşikîn gibi gönül aydınlığı kitapları okuyanları kapı diplerine merakla sokulup dinlemeyi sever. Yıllar sonra çocuklukta dinlediği bu hikâyeleri derleyip bantlara doldurur. Bu bantları bir dost sohbeti gecesinde hocayla dinlemenin zevkine ne dersiniz?

Hocamızın çocukluğuna ait bu tatlı anıların yanında kana bulanmış haliyle zihninden bir ömür silip atamadığı bir zulüm hatırası var ki dinleyen yürekleri ezip mahveder. Zulmedenler ölüp unutulsa bile zulümleri kendileri için yıllarca lanetle anılmaya yetiyor. Hocamızın zihnini bulandıran bu kanlı zulüm olayını dilerseniz eserinden kısaca özetleyelim:

1943 yılı Haziran ayı, devir Milli Şef dönemi. İğnenin başı kadar günahları olmayan masum 33 kişi General Mustafa Mulalı tarafından hududa götürülüp kurşuna dizilir. Onların bu kanlı ölümü hocayı çok etkileyen ızdırap verici bir olaydır. Köylerinde ve civarda kara bir hüzün bulutu olarak gönüllerden silinmeyen bu dehşetli zulüm aklına geldikçe gönül yarası tazelenir. Öldürülenlerin çocukları unutamadığı çocukluk arkadaşlarıdır. Ve beyninde bir burgu gibi “Bir gün de benim babama mı sıra gelecek?” sorusu devam eder durur.

Mikail Bey medreseye devam edip değerli hocalarda okurken Saray’a 17 kmmesafede bir ilçeye ortaokul açılınca buraya yazılır. Şiire dostluğu bu yıllara kadar uzanır. Köy hayatıyla ilgili halk şiiri türünde şiirler yazar. Kuvvetli Arapça, Farsça ve Osmanlıca bilgisi bu yılların kazanımıdır. Öğrendiğimize göre bu değerli hocalarla irtibatı üniversiteyi bitirene kadar devam eder. Fars edebiyatı ve hat derslerini onlardan alır. Hocamızdan bahsederken hatırlanması gereken bir husus –şayan-ı takdir-  lise çağlarında Fuzuli Divanı’nı ezber bilen Yüksekovalı Kamil Efendi’den okumasıdır. Dünya edebiyatından yaptığı tercümelere aslından güzeldir dedirten, 60 bin beyitlik Şehname destanını dört cilt olarak Türkçemize kazandıran rahmetli Prof. Necati Lügal’ın evinde özel ders verdiği üç dört öğrenciden biridir Mikail Bey. Hocanın ufkunu açan ve büyük şair İkbal’i tanıtan da budur.

Kendi imkânları ile ancak bilenlerin takdir edebileceği bin bir güçlük içinde Türkiye’nin bütün el yazması eserlerin bulunduğu kütüphaneleri gezip görür. Değerli hekim Dr. Mustafa Güçlü ve dostlarının nazarında Konya’nın Ahi Babası olan Mikail Bey, Ahilik, Ahi Evran ve Ahi Bacıları konusunu en iyi bilen, araştıran ve bu konularda eser verendir. Hocamızın bilhassa Selçuklu ve Osmanlı tarihi konusunda bütün kış dinlediğimiz tarifi imkânsız zevkli ve feyizli sohbetleri insan boyunu aşan cilt cilt tarih kitaplarının bize neredeyse tek cümlesini veremeyeceği derinlik ve güzellikteydi. Hocanın lisans tezi konusu olan Zerdüşt ve Avestası ilim çevreleri için dikkatle dinlenip faydalanılacak, hakkında konferanslar düzenlenecek zengin bir sahadır.

Hocanın ilmi çalışmalar ve üniversite hocalığı şiirle meşguliyetini azaltır. Buna rağmen doğduğu Saray ilçesinden dolayı aldığı Sarayî mahlası ile kendini yakinen tanıyan dostların ısrarı üzerine Sarayî Divanı’nı kültür dünyamıza hediye eder. Bu divanla aruz vezninin yaşadığını görürüz. Hoca Divanın sunuş yazısında: Şiir, onu yazan şairin duygu ve düşüncelerinin yansımalarıdır, der. Divan, günümüz insanının kolayca anlayıp takdir edemeyeceği çapta âlim bir gönlün his dünyasından süzülenlerden meydana geliyor.

1966’da Adana Kız Lisesi’nde başlayan öğretmenlik hayatı Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde kendinden istifadeye gücü yetmeyenlerin kıskançlığı içinde kıymetini bilenlere kavuşmak şeklinde emeklilikle sona erdi. İstanbul’da bir vakfın ev kirası ve masraflarını karşılama teklifini kabul etmeyerek Konya’da kalmayı tercih etti. Allah uzun ömür, değerli eserler ve feyizli sohbetleri ile bizlerden ayırmasın.

Divanından bahsettik onu en iyi kendinden alacağımız şu birkaç beyit size anlatır:

Dünyada dumanlı ve karanlık gecelerden 
Kuran ile yol, iz bularak günümüze geldik.
Yıllar yılı yalçın yüce dağlarda dolaştık
 Çok badireden sonra Sarayî düze geldik.


            Arasında redifli gazelden:
Bir ülkede zâlimler elindeyse maarif
Halk orda kalır küfr ile iman arasında.
Zâlimlere yardımcı olup destek olanlar
İnsan değil amma gezer insan arasında.


             Bir rübaisi:
Derler bir öküz var yerin altında derindir,
 Bir başka öküz gökte, adı pervindir.

 Bilmem bunu lakin bu öküzler arasında,
Binlerce öküzler gezinir, bu kesindir.


     Bir gerçeği mülemma kıt’asından alalım:
Anlatma Ebu Cehl’e sen izzet-i İslamı.


             Felek Kasidesi’nden:
Ne gözel güller açan bağımı viran etti
Bağ-ı irfanımı döndürdü haraba felek.
Kızımın örtüsünün kudsiyetinden ötürü  
Kudurup benzedi azgın dolaşan ite felek.


        Getti redifli gazelinden:
Evlad-ı veten uyhudan irkilmedi getti
Gaflet uyhusundan hele kurtulmadı getti.
Geh Rusya ve geh Amerikadan bekleyir imdat
Öz dinini irfanını bir bilmedi getti.

         Bir köşeye ancak bu sığar. Hocamız ne diyor:
Kıymet bilir ol, ömrü ziyan etme Sarayî
Mazi heder olmuşsa emin ol gelecekten.

Yaşar Çalışkan

http://www.memleket.com.tr/mikail-bayram-hoca-ve-sarayi-divani-7725yy.htm