Müverrihûn Mikâil Bayram

Mevlana sen bizim herşeyimizsin

 Mevlana sen bizim herşeyimizsin. 

 

 

 

 

Mevlana’nın 739. vuslat yıldönümü 17 Aralık’ta yoğun bir katılımla kutlandı…

Konya’nın tanıtımında bir numara olan Mevlana; burada her şeyde vardır. Mevlana hakkında birçok fikir ve söylem ortaya atılırken, Konya’dan başlayarak bu fikir ve söylemlere bakalım…

Önce Atatürk’ün bu konuda söyledikleri: www.mevlana.com sitesinde Mustafa Kemal Atatürk ve Mevlana isimli yazıdan: “Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör… …Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir.”

Büyükşehir belediyesine göre kitapları basılıp, yabancı dillere çevrilerek daha iyi tanıtım yapılması gereken büyük zat…

‘Ney’dir…

‘Bozkır’lı, öğretmen arkadaşım; küçüğüm Şakir’e göre; memleketin medarıiftiharı olan ikinde biri… Diğeri Feridun Bağrıyanık…

Seydişehir Alaylar Mahallesi’ndeki bakkal Seyit Ali’ye göre; Seyyid Harun Veli ayarında büyük bir zat…

Deli Tahir Dayı’ya göre; bizim kafadan olan ve ‘Birinci Bozkır Ayaklanması’nı başlatan Zeynel Abidin gibi büyük adam!

‘Çumra’lı elektrikçi Osman’a göre; ‘Konya Ayaklanması’ lideri Delibaş Mehmet Ağa da önemli ama Mevlana bizim dedemiz!..

‘Akşehir’li beyaz eşya servisçisine göre; yabancılar Nasrettin Hoca’ya Mevlana kadar önem verselerdi, Hoca daha çok tanınırdı.

‘Beyşehir’li Hasan’a göre; ‘ya boş ver hemşehrim, para getiren işlere bakmak lazım…’

‘Kadınhanı’lı büfeci Ertuğrul’a göre; Alpaslan Türkeş, Faruk Bal, Ünal Karaman, Mustafa Yıldızdoğan benim için as; gerisi pas!.. Başka bilmem ben!..

‘Hadim’li minibüs şoförüne göre; bizim burada da büyük alimlerden Ebu Said Hadimi var, onu tanıtan yok…

Ilgın Şeker Fabrikası’nda çalışan ve ismini vermeyen işçiye göre; Mevlana, günümüzün Recep Konuk’u!..

Birinci Lig’te mücadele eden Konyaspor yönetimine göre; Konyaspor, hoşgörünün başkenti, Mevlana şehrinin centilmen takımı!

İlçe ve köylerden türbesini ziyarete gelenlere göre; iki rekat namaz kılınacak ve havuzuna para atılacak; her ne kadar suyu şehir şebekesinden akıyorsa da; çeşmeden zemzem niyetine şişelere doldurulacak ve en az yedi gün içilecek kutsal bir mekan olup; Mevlana’nın sandukası karşısında dua edilip af dilenilecek tövbe kapısı…

Hakkında araştırmalar yapan ve Konya’da yaşayan kişiye göre; tasavvufta son nokta… Tasavvuftan bihaber olarak kendisine başta kabak hikâyesiyle iftira atanlar, direkt kafir!.. Mesnevi’de geçen hikayelerin boyutunu anlamayan insanlar hazrete pislik atmaktadırlar!.. Oysa vefatından sonra defnedilirken, babasının ona saygıdan dolayı mezarından ayağa kalktığı bile anlatılmaktadır.

Şehrin geneline göre Mevlana her şey… Örnek; Mevlana Şekeri… Mevlana Üniversitesi, Mevlana Kültür Merkezi, Mevlana Pide… Mevlana Caddesi… Mevlana Mahallesi… Mevlana Sokak… Mevlana Kuyumcusu… Mevlana Gece Lambası… Mevlana Turizm… Mevlana Kuaför… Mevlana Oto Yıkama ve Oto Park… Mevlana Oto Cam… Mevlana Oto Fren… Mevlana Fırını… Mevlana Kundura… Mevlana Elektrik… Mevlana Isıtma Sistemleri… Mevlana Güneş Enerji… Mevlana Oto Alım Satım… Mevlana Beyaz Eşya… Mevlana Manavı… Mevlana Kasabı… Mevlana Camii… Mevlana Kıraathanesi… Mevlana İnternet Cafe… Mevlana Oteli… Mevlana Yağmurlama Sistemleri… Mevlana Sürücü Kursu… Mevlana Nalbur… Mevlana İnşaat… Mevlana Düğün Salonu… Daha onlarcası…

Konya dışından olanlara göre… Geçtiğimiz yıl yapılan bir ankette Konya deyince en çok tanınan listesinin birinci sırasındaki kişi… İkinci sıraya Nadide Sultan’ı koymuşlar…

Konyalı deyince, Mevlana torunu… Melami bir babanın Melami oğlu olduğunu söyleyen Yaşar Nuri Öztürk’e göre; büyük şair ve tasavvuf ehli…

Elif Şafak, Sinan Yağmur ve Ahmet Özhan’a ekmek kapısı!..

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na göre; içerisinde türbesinin bulunduğu en çok ziyaret edilen ikinci müze ve dolayısıyla para…

Yabancılara göre; hoşgörü sahibi, hümanist kişilik…

Aynı apartmanda üç yıl oturduğum Konyalı komşum Yunus’a göre; ‘kubbe-i hadra’dan yaydığı ışıkla Konya’dan dünyayı aydınlatan güneş… Muhterem eşi Nazife Hanım’a göre; “Bizim Konya’mız çok mübarek bir şehirdir. O mübarek; topraklarımızı bereketlendirdi. Birde etli ekmek, Arap aşı çorbası ile furun kebabımızın lezzetini alsanız, ayrılamazsınız Konya’mızdan…”

Bir diğer komşum Nevşehirli Bekir’in çocukken büyüklerinden duyduğuna göre; yedi kere Mevlana’yı ziyaret eden hacı olurmuş. Onun için rahmetli anasını sekiz kere götürmüş…

Abdülaziz Bayındır’a göre; sema yaparken ellerinin duruşuna bakılırsa, ilahlık iddiasında bulunan kişi…

Ona cevap veren Emin Işık’a göre; “Sapıtmadan konuş… Ben Mevleviliği biliyorum… Mevlana’ya da, Mevleviliğe de hakaret ettirmem… Hakaret ettirmem ben… Sapık sapık konuşma!..”

Emin Işık Mevlevilik hakkında bunları söylerken; 17. yüzyılda Osmanlı Sultanı IV. Murat döneminde Fazıl Ahmet Paşa yoldan çıkmış tarikatlardan sayarak Mevleviliği de kapatıp, ‘sema’yı yasaklatmış ve bu, tarihe ‘kadızadeler olayı’ olarak geçmiştir. Mevleviler 1666 yılındaki bu yasağı ebced hesabıyla ‘Yasağ-ı bed’ (H. 1077/M. 1666) (kötü yasak) olarak tarihlendirilmiştir. Bu yasak, 1684’e kadar 18 yıl sürmüştür. Yasağın kalkması Mevlevi şairler tarafından ebcedle, ‘Mevleviler döndü Can’a aşk-ı Mevlana ile (H. 1095/M. 1684) şeklinde ifade edilmiştir.

Zülfü Livaneli’ye göre; “Evet, onun ne kadar büyük bir şair olduğunu şiirlerinin İngilizce çevirisini okuduktan sonra anladım desem… ABD’de modern bir şair olarak tanınıyor ve en çok satan şair. Tabii şu da var: Türk halkı raks etmeyi, şarap içmeyi, aşık olmayı seven bir şairi din büyüğü yapmış. Ama ne kadar güzel bir şey bu! Bir şairi ermiş mertebesine yükseltmişiz!”

Profesör Şahin Filiz’e göre; “Şeriat’tın kuralcılığından hakikatin özgürlüğüne sığınan bir insan, nasıl olur da bir kadına aşık olmaz?

Ama gel gör ki, 13. Yüzyıl’ın Konya’sında Mevlana gibi göz önünde bir Tanrı dostunun bir kadına aşkını açık etmesi, bu günün Türk toplumunda gizli kameralarla “özel hayatlar”ın faş edilmesinden daha çok riskli ve tehlikeliydi. Mevlana anarşistti; özgürdü ama bir o kadar da tedbirli idi. Menkıbelerde erkek diye görünen Şems-i Tebrizi lakaplı kadına olan aşkını, Tanrı’ya duyduğu ilahi aşk kadar, göğsünü gere gere özgürce dile getiremiyordu. Menkıbelerde binbir türlü karartmalarla kadınlığı gizlenen Şems, Mevlana’nın aşık olduğu kadından başkası değildi. Aşkın beşeri yüzü, Şems’te tecelli etmişti. Mevlana’nın deyimiyle, “dilber dudaklı, ay yüzlü, savruk saçlı”, bir erkek değil, olsa olsa bir kadındı.”

Mesnevi’deki hikâyeleri; ‘Mesnevi’den Erotik Hikâyeler’ ismiyle kitaplaştıran Turan Tektaş’a göre; “Cinsel aşk ve ilişkinin her türü 13. yüzyılın Mesnevi’sinde…” Kaynak olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı altı ciltlik Mesnevi’yi kullanan yazar, “her türden cinsellik, aldatma, hile, pişmanlık, tövbe, ihanet, iktidarsızlık, cinsel kudret” konularını Mesnevi’den alarak kitabında yer verdiğini belirtiyor.

Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanlığı da yapan Profesör Mikail Bayram’a göre; “1243 yılında Moğollar, Kösedağ Savaşı’nı kazandıktan sonra Anadolu’yu istila ettiler. Erzurum’da, Erzincan’da, Tokat’ta, Sivas’ta, Kayseri’de yağma ve büyük katliamlar yaptılar.

Kalenderi dervişler ve Mevlana’nın hocaları olan kişiler çok daha önceden Moğollarla irtibat halindeydiler ve Moğollarla teşriki mesai ediyorlar, onları destekliyorlardı. Moğollar da, özellikle de Şems-i Tebrizi ve Şems-i Tebrizi gibi olan bazı kişileri de ajan olarak istihdam ediyorlardı. Mevlana onların ajanıdır. Olay sadece Mevlana ile sınırlı değil, Şems-i Tebrizi’yi de ajan olarak kullanıyorlardı.

Mevlana ‘Fihi Mâ Fih’ adlı eserinin 100-103’üncü sayfalarında; Moğollar’ın Reisi Cengiz Han için diyor ki; ‘Cengiz Han, Allah’tan mesaj aldı. Cenabı Allah, Cengiz Hana demiş ki; halkını, kavmini topla, şu zalim Harzemşahlar ülkesine yürü, onları kahret’ diyor. Fakat Mevlana’nın nasıl olup da, Müslüman Türk Devleti olan Harzemşahlar’ı değil de, putperest olan Cengiz Han’ı savunabildiği çok şaşırtıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Öyle ya; Mevlana günümüze kadar ismi gelmiş büyük bir alim ve evliya bir şahsiyet… …. Moğol Hükümdarı Hulagu Han, Bağdat’ı fethettikten sonra, Bağdat’ta bulunan son halifenin oğlu Ez-Zahir Billah Mısır’a kaçtı ve Baybars ile birlikte Mısır’da halifeliğini ilan etti. Şimdi Mevlana, Mesnevi’sinde “Mısır Halifesinin Hikâyesi” diye bir hikâye anlatır ve çok terbiyesizce bir hikâyedir; ben burada ifade etmiyorum. Çünkü o kabak hikâyesinden daha edep dışı bir hikâyedir. Orada, Mevlana, Sultan Baybars’ı ve Mısır’a kaçan Ez-Zahir Billah’ı tahkir ediyor, rezil etmeye çalışıyor ve böylece Hulagu Han’ı desteklemeye çalışıyor. Yine Mevlevi eserlerde, Menakibu’l-Arifin’de ‘Hulagu Han’ı övüyor. Mevlana’nın övdüğü Moğol Hükümdarı Hulagu Han, putperest bir hükümdar. Ez-Zahir Billah ise Müslümanların son halifesinin oğlu…

Mevlana, Mansur Hallaç gibi, Bayezid-i Bestami gibi, Ebul Hasan Garagani gibi, Şakıki Belkı gibi İranlı, İran kültürünün ürünü olan mutasavvıfların yolunda bir mutasavvıftır ve bu mutasavvıflar Hululiye mezhebindendir deniyor. O halde Mevlana da Hululiye mezhebindendir. Mesnevi’sinde de Bayezid-i Bestami hikâyesi var. Orada Mevlana Hulul felsefesini anlatıyor.

Hulul felsefesi, yani Allah insanlara hulul eder. Bu Hıristiyanlıktan gelme bir inançtır da… Çünkü Hıristiyanlıkta biliyorsunuz, apoklif Hıristiyan mezheplerde diyorlar ki, özellikle Nasuriler; diyorlar ki; ‘Hazreti İsa bir beşer olarak dünyaya geldi, fakat sonra Cenabı Allah Hazreti İsa’ya hulul etti ve Hazreti İsa’nın şahsiyeti ilah oldu, Allah oluverdi.’ Böyle bir mezhep var. İşte bu anlayışın İslam dünyasındaki uzantısı da ‘Hululiye’cilerdir.”

Mikail Bayram’ın söylediği hululiye konusunda Mevlana Celaleddin Rumi’nin hocası Şems-i Tebrizi’nin de hululiye mezhebinden bir mutasavvıf olduğu Menakibu’l-Arifin (s. 2/637-638, ter. Tahsin Yazıcı, Ankara, I980) kitabından nakledilen ve Allah’ın Kimya Hatun suretinde Şems’e göründüğünü anlatan olay nakledilerek belirtilmektedir. Şems-i Tebrizi’nin; “O senin gördüğün Cenabı Allah beni ne kadar çok seviyor ki hangi surette dilersem, öylece bana gelir. Bu defa da Kimya suretinde geldi” sözü, onun hulul inancında olduğunu göstermektedir. Bu sözüyle Allah’ın, Kimya Hatun suretine girmiş olduğunu ifade etmiş olmaktadır. Şems, bu hulul felsefesiyle Mevlana’yı etkilemiş ve onu kendisine bağlamıştır. Şems-i Tebrizi’de hulul felsefesi ile ilgili derin bir birikim bulunduğu söylenebilir. Muhammed İkbal da, Mevlana’nın hululi görüşlere sahip olduğunu örnekler vererek açıklamaktadır. (M. İkbal, Seyr-i Felsefe der İran, 88-89, Tahran, 1354)

Yine Mikail Bayram’ın bahsettiği Bayezid-i Bestami konusunda anlatılan şudur: Bir şeyhin, hacca gitmekte olan Bayezid-i Bestami’ye: “Kabe benim. Çevremde yedi kez dön ve memleketine git. Beyhude zahmet çekip Hicaz’a gitme. Kabe kuruldu kurulalı Allah oraya bir kez bile girmedi. Oysa ki, benim varlığım vücut bulalı Allah bu evden hiç çıkmadı” demesinden ibaret olan bu hikâyeyi Mesnevi’sine alan Mevlana, hacca gidenlere de şöyle seslenmektedir: “Ey hacca gidenler! Nereye gidiyorsunuz? Neredesiniz? Sevgili burada gelin, buraya gelin! Sevgiliniz duvar duvara bitişik komşunuzdur. Bu böyle iken siz, çöllerde ne akılla dolaşıp durursunuz? Sevgilinin suretsiz suretini gördünüzse, hacı da sizsiniz, Beytullah da sizsiniz, Beytullah’ın sahibi de. Kaç defadır bu evden kalktınız, o eve gittiniz. Bir kerecik de bu evden kalkıp bu dama çıkın bakalım.”

Mikail Bayram’dan devam… “Bir kısım insanlar da, Moğol emperyalizmine karşı isyan ediyorlar, genellikle Ahiler ve Türkmenler, Moğol iktidarına karşı isyan durumundaydılar. Dolayısıyla, Mevlana o dönemde Moğollar’ın yanında yer alarak Türkmenlerle mücadele etmiştir. Hacı Bektaş’a ağır hakaretlerde bulunmuştur, Nasrettin Hoca’ya ağır hakaretlerde bulunmuştur, Sadrettin Konavi’ye ağır hakaretlerde bulunmuştur.

Bütün bunları yaparken hedefi, Moğollara hizmet etmektir. Moğollar da kendisine para veriyorlar. Moğollar Mevlana’yı destekleyip Anadolu’nun şeyhi, ‘Şeyh-i Rum’ yaptılar. Mevlana’ya intisap etmeyenlerin şeyhliğini kabul etmediler; özel bir ferman çıkardılar. Mevlana, hayatı boyunca Moğollar’a hizmet etti, sadece kendisi de değil, oğulları da… Çok önemli bir şey söyleyeyim: Mevlana; oğullarından biri olan Alaaddin Çelebi, Moğollar’a karşı isyan etti diye, oğlunu bir müridine öldürtürdü. Oğlunun cenaze namazını dahi kılmadı; bakın, bunu biliyorlar mı? Öyle Mevlana havarisi kesiliyorlar; Mevlana oğlunu öldürtmüş, oğlunun cenaze namazını dahi kılmamıştır. Bunu Mevlevi kaynakların hepsi yazar.

Mevlana, Mesnevi’sinde, ismini de vererek Fahreddin-i Razi’ye hakaret etmektedir. Neden dolayı? Akliyeci olmasından dolayıdır. Dolayısıyla, Anadolu’nun fikren geri kalmasında, Anadolu’nun ilmen geri kalmasında, Ahiliğin dağılmasında Mevlana’nın önemli etkisi vardır. Mevlana’nın adamları Ahi Evran’ı öldürdüler. Mevlana ile Nasreddin Hoca arasında Moğollar nedeniyle başlayan gerginlikten, her ikisi de birbirlerine karşı düşmanlığı beyitlerine taşıdı. Mevlana, bir beyitinde Nasreddin Hoca’ya ‘Ey eli ayağı olan Hace (Hoca), kaza ve kederle ayağın kırılmıştır. Sen çok gönüller kırdın, cezan karşına çıktı ve belanı buldun’ derken; Nasreddin Hoca ise Mevlana’ya; ‘Ey ekşi suratlı. Arkamdan aleyhime kötü sözler demişsin. Kerkesin ağzı daima necis kokar’ karşılığını vermiş. Kendi oğlu Alaaddin Çelebi ile birlikte Nasreddin Hoca’yı Mevlana öldürttü!.. Bakın, bunları bilmiyorlar. Dolayısıyla, Mevlana Anadolu’ya ne vermiş dediğimiz zaman bunları göz önünde bulundurmamız lazım. Mevlana’yı, Mevlana’nın eserlerinden öğrenmek lazım… Mevlana’yı bugün reklam eden, Mevlana’yı anlatan bizim yerli ulema değildir. Mevlana’yı Avrupalılar lanse ediyorlar.

Şundan dolayı: Çünkü Mevlana’nın felsefesinde emperyalizme yatkın insan yetiştirme Mevlana’nın hedefidir. O dönemde Moğollar, Moğol emperyalizmine yatkın insan tipi yetiştiriyordu; yetiştirmeye çalışıyordu; dolayısıyla Mevlana’nın felsefesi bu yönüyle Anadolu insanını Batı emperyalizme yatkın hale getirme çalışmalarıdır.
Avrupalılar’ın Mevlana’ya sahip çıkmaları Anadolu’yu sömürgeleştirme felsefesinin bir uzantısıdır.”

Mikail Bayram’a göre; Mevlana, Mesnevi’nin, Allah’ın kitabı olduğunu hatta Kur’an’dan daha üstün olduğunu söylediğini internet sitelerinde dolaşan bir videoda ifade ediyor.
Ben kendi adıma şunu söylemeliyim: Daha önce ‘Ramazan Hocaları’ adıyla yazdığım yazıda; “Gel, gel ne olursan ol yine gel, ister kafir, ister Mecusi, ister puta tapan ol, yine gel, bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir, yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel” (başka şekil tercüme edenler de vardır), diye başlayan şiir; Mevlana’ya değil; ondan önce dünyada bulunan ve Horasan Bölgesi’nde, Meyhene (Mihene) şehrinde doğup; 967-1049 yılları arasında yaşamış Ebu Said Ebu’l Hayr’a aittir!.. diye yazmıştım. 739. vuslat yıldönümünde de, konuşma yapan herkes ‘gel’ çağrısına vurgu yaptığı için bunu bir defa daha belirtmeliyim ki; ‘gel’ diyen Mevlana değildir!..

Mevlana hakkında geniş çalışma yaptığını ve Mevlana’nın kesinlikle hululiyeci olduğunu ifade eden Mikail Bayram adına da sesleniyorum: “Ey pir, hakkında bu kadar konuşan, yazıp çizen varken; hulul ettiysen söyle; sen kimsin?!”

 
Ali Kaya, https://twitter.com/AliKaya76476362

İzdiham