Müverrihûn Mikâil Bayram

Mevlana neden Moğol ajanı değildi?

Mevlana neden Moğol ajanı değildi?
Mikail Bayram Hocanın Mevlana'nın Moğol ajanı olduğu iddiası konusunda farklı kanaatlerimiz var.


 

Son zamanlarda Mevlana hakkında ileri sürülen bir iddia, ciddi şekilde taraftar buluyor ve tartışılıyor. Bu iddiaya göre Mevlana, Moğol istilası döneminde Moğol yönetimini desteklemiş ve hatta Moğollar için casusluk faaliyetlerinde bulunmuş. Yine Selçuklu sarayına yakınlığı sebebiyle Türkmen şeyhlerine ve onların örgütlediği direniş hareketlerine cephe almış. Bu iddialar özellikle Mikail Bayram Hoca’nın eserleri ile birlikte ivme kazanmıştır. Bu hususta kendi kanaatlerimizi kısaca belirtelim;

Mevlana, Moğol ajanı olamaz!

Mevlana’nın büyük hürmet ve muhabbet beslediği gayet iyi bilinen iki büyük mutasavvıf vardır; babasının da yakın dostlarından olan Kübreviye tarikatının piri Necmeddin Kübra ile Mantık’ut Tayr müellifi Ferideddin Attar. Mevlana’nın bu iki zata olan bağlılığı eserlerinde yazdıkları ile de sabittir. Hem Necmeddin Kübra hem de Ferideddin Attar’ın Moğol askerleri tarafından şehit edildikleri ve Mevlana’nın onların şehadetlerinden dolayı müteessir olduğu meşhurdur. Bu sebeple Mevlana’nın Necmeddin Kübra’yı ve Ferideddin Attar’ı şehit eden Moğolları desteklemesi ve onlar için çalışması mümkün değildir.

Gerek Mevlana, gerek Şems-i Tebrizi eserlerinde, Moğol istilasının Müslüman emirlerin adaletsizlikleri ve halkın günahlarından kaynaklanan bir bela ve musibet olduğu görüşünü ifade ederler. Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin, Moğol istilası ve idaresinden bela ve musibet diye bahsetmeleri onları desteklemediklerinin delilidir.

Hepsi beraber idi!

Mevlana ve etrafındakilerin Baba İlyas Horasani liderliğindeki Türkmen şeyhlerinin isyanına katılmaması, onlara cephe aldıkları anlamına gelmez. Tarihi bir hakikat olarak Şeyh Edebali veHacı Bektaş Veli de bu isyan hareketine katılmamışlardır. Mevlana, Hacı Bektaş Veli ve Şeyh Edebali’nin bu harekete katılmamaları, hareketin amaçlarını paylaşmadıklarını değil, yönteme ve zamanlamaya dair muhalefetlerini gösterir. Babailer İsyanı’nın hazin neticesi, isyana katılmayanları haklı çıkarmıştır.

Mevlana ile Ahi Evran arasında var olduğu ileri sürülen husumete gelince, bu iddiada da ciddi tutarsızlıklar vardır. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled ile Ahi Evran’ın şeyhi Evhadüddin KirmaniŞehabeddin Suhreverdi’nin kurucusu olduğu fütüvvet teşkilatının Anadolu’da yayılmasında beraber çalışmış, Bağdat’tan Anadolu’ya geçişte birlikte hareket etmişlerdir. İbn Arabi’nin yanı sıra, Evhadüddin Kirmani’nin de talebelerinden olan Sadreddin Konevi ile Mevlana’nın dostlukları da meşhurdur. Farsça rubailer yazan, semayı ve ney sesinin ilhamını usul olarak kabul eden Kirmani ile Mevlana’nın tasavvuf anlayışlarında temel ayrılıklar yoktur. Bu durumda Ahi Evran ile Mevlana arasında bir husumetin olması kolay kolay izah edilemez.

İki şeyhzâde iki vâris

Yine de Evhadüddin Kirmani ile Şems-i Tebrizi’nin aralarının soğuk olduğu iddiası kuvvetlidir. Bunu da şöyle izah ederiz ki, menakıpnamesine göre Evhadüddin Kirmani, Kirman Selçuklu ailesinin kılıçtan kurtulmuş son şeyhzadesidir ve Âl-i Selçuk’tandır. Şems-i Tebrizi hakkında yapılan yeni araştırmalara göre ise (ki aslında Devletşah Tezkiresi de bu görüşü benimser) Şems-i Tebrizi, Hasan Sabah’ın kurduğu Alamut Prensliği’nin 6. Lideri Havend Celaleddin’in oğludur. Ancak, ailesini ve ailesinin öğretilerini terk etmiştir. Kanaatimizce Melikşah,  Nizam’ül mülk ve Hasan Sabah arasındaki büyük ve kanlı mücadelenin etkisi, her iki ailenin mensupları arasında,  ortadan kaldırılması zor bir soğukluğun tabii sebebidir.

Mevlana’nın Şems-i Tebrizi’den sonraki yakın dostları kuyumcu Selahaddin Zerkub ile Hüsameddin Çelebi, Ahi’dirler. Mevlana ile Ahi Evran arasında husumet olsa idi Mevlana’nın en yakın dostları ahiler arasından çıkmazdı. Yine Mevlana’nın menkıbelerinde, şeyhsiz kalan Ahi zaviyelerinde şeyhlik makamına yapılacak atamalar için Mevlana’ya müracaat edildiği bilgisine sıkça rastlanır. Bu da husumetin yokluğuna delildir.

Bu nasıl husumet?!

Mevlana’nın oğullarından Alaeddin Çelebi, Kırşehir’de Ahi Evran ile birlikte şehit edilmiştir. Bu cinayet Moğolların emri ile gerçekleşmiştir. Her ne kadar Mevlana, Alaeddin Çelebi’yi dargınlık neticesinde yanından uzaklaştırmış olsa da, bir gönül adamının öz oğlunun katillerine muhabbet duyması beklenemez. Ahi Evran ile birlikte direniş hareketine katılma niyeti açık olan Alaeddin Çelebi’nin, bir kız meselesinden dolayı değil de, asıl bu niyetinden dolayı Mevlana ve Şems-i Tebrizi ile tartıştığı, Mevlana’nın da ailenin ve ihvanın bu durumdan zarar görmemesi için oğlunun Konya’dan uzaklaşıp Kırşehir’e gidişini uygun gördüğü ihtimali daha akla yakındır.

Öte yandan Mevlana’nın müritlerinden olan Selçuklu Veziri Muiniddin Pervane, Moğollara karşı ittifak yapmak amacıyla Memluk Sultanı Baybars’ı Anadolu’ya çağıran kişidir. Bu sebeple Moğollar tarafından parçalanarak şehit edilmiştir.  Mevlana Moğol yanlısı olsa idi en yakın ve en kudretli müridinin bu hareketi ve hazin sonu izah edilemezdi.

Moğol istilasından sonra Konya’ya hakim olan Karamanoğlu beyliğinin kurucusu Karaman Bey, Baba İlyas Horasani’nin halifelerinden Nure Sufi’nin oğludur. İddia edildiği gibi Mevlana, Türkmen şeyhlerine cephe almış olsa idi, Karamanoğulları Mevlana ailesini Konya’da barındırmazlardı.

Meselenin özü şudur ki...

Görüldüğü gibi hürmet ettiği üstatları, öz oğlu ve en yakın müritleri Moğollar tarafından katledilen Mevlana’nın Moğol taraftarı olması tutarsız bir iddiadır. Kanaatimizce meselenin özü şudur; Selçuklu meşayıhı devletin çöküşü ve Moğol istilası döneminde iki siyaset tarzı üzerinde ihtilaf etmiştir. Birinci görüş Baba İlyas Horasani, Baba İshak, Ahi Evran ve Mevlana’nın oğlu Aleaddin Çelebi’nin kılıçla mücadele görüşüdür. Babailer İsyanı ve Ahi direnişi bu görüş doğrultusunda gelişmiş, ancak hem isyan hem de direniş kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

İkinci görüş Mevlana, Sadreddin Konevi, Şeyh Edebali ve Hacı Bektaş Veli’nin görüşüdür. Onlar kılıçla mücadeleyi yöntem ve zamanlama cihetinden uygun görmemişler, yenilgiyi ve neticesinde yaşanacak katliamı öngörerek silahlı mücadeleye iştirak etmemişlerdir. Onlar Âl-i Selçuk’ta ve diğer Türkmen beyliklerinde hilafet emanetini yüklenecek ve sancağı taşıyacak istidat görmemişler, bu vazifenin asıl sahiplerinin ve emanetin ehlinin zuhurunu beklemişlerdir. Beklerken de emanetin ehli olanlar geldiklerinde, onlara yardım edecek olan ilim ve irfan ehlini yetiştirme işini üstlenmişlerdir. Ne zaman ki Âl-i Osman zuhur etmiş, Baba İlyas’ın, Ahi Evran’ın, Konevi’nin, Mevlana’nın, Hacı Bektaş’ın talebeleri onların sancağı altında toplanmışlar, Devlet-i Âliyye’yi yeniden inşa etmişlerdir. Allah hepsine rahmet eylesin.

 

Abdülhamid Ahdar

http://www.dunyabizim.com/?aType=haberYazdir&ArticleID=8753&tip=haber